Yerlerden yer-değillere
İsmail Karakurt
Modernleşme sürecinin evirip çevirdiği toplumlarla ve modernizmin tartışılır hale getirdiği “yer”, “yer-değil” ve “mekân” kavramları bir etnograf, bir antropolog için ne ifade etmektedir?
Bu ve benzeri soruların cevabını ünlü Fransız etnolog, antropolog, düşünür Marc Augé’nin adıyla imge değerindeki Yer-Değiller, Bir Üst Modernite Antropolojisine Giriş adlı kitabından bulmaya çalışacağız.
Marc Augé, birçok ülkeye bilimsel gezilerde bulunarak saha çalışmalarını coğrafî odaklı ve teorik gelişimindeki değişimler bakımından üç aşamada gerçekleştirir: Erken (Afrikalı), orta (Avrupalı) ve geç (Küresel). Baştan sona doğru ilerleyen aşamalar, ilginin ve odağın genişlemesini değil, yerelin artık küresel bütünün bir parçası dışında anlaşılamayacağına dair teorik görüşlerini ifade eder.
ÜÇ KAVRAM ÜÇ AŞAMA
Ona göre gezginin mekânı “yer-değilin” ilk örneğidir. Ayrıca bu gezilerini yazarken de sahaya inmeyen koltuk antropoloğu olmadığını gösterir. Yazımızı üzerine kuracağımız üç kavram “yer-değil”, “üst modernite” ve “antropoloji” olacak.
Çevirmen kitabın ön sözünde “yer” ve “yer-değil”in ayrımından bahsederken Marc Augé de giriş yazısında “yakının antropolojisinden” hareketle “yakın ve öte” ile önceleri “sömürge” günümüzde az gelişmiş olan “uzaktaki öteyi” gözden geçirir. Avrupa/ öte karşıtlaştırmasını sorgular. Tarihe ve antropolojiye temas eden yorumlara değinir.
Augé, antropolojiyi “ilkel” toplumları inceleyen bir bilim dalı olmaktan çıkararak çalışma alanını gezegenimizin ve hayatın tamamıyla çakıştırır. Çünkü içinde yaşadığımız ve yazarın “postmodern” değil “üst modernite” dediği kavramla çalışma alanı genişler.
YEPYENİ BİR BAKIŞ AÇISI
Mimarlığı tanımlayan bileşenlerin başında gelen “yer”, giderek azalan bir belirleyicilik özelliği taşımaya başlar. “Yer”den sonra “işlevsellik, dayanıklılık ve estetik” oluş anlam kazanır. Antropoloji şimdi modernleşme sürecinin geldiği noktada, küresel dünyanın getirdiği yeni mimari göstergeler otoyollar, kavşaklar, yüksek hızlı trenler, havaalanları, alışveriş merkezleri, tatil köyleri, stadyumlar vb. konumlandıkları yerle hiçbir ilişki içermeyen mekânları Augé, “üst modernite” kavramıyla tanımlar. Bir de bu kavramların başında gelen “güvenlik” diğer tüm bileşenlerden daha çok öne çıkar ve bireyin o mekânla kurduğu ilişkinin taşıyıcısına dönüşür. 21. yüzyılın tüketilen bu mekânlarını “yok-yerler” olarak belirler. Çünkü “yer”in belirleyiciliği ortadan kalkmıştır. Buna göre antropolojik “yer” değişken bir ölçeğe tabidir. Farklı yerlerde konumlanan bu yapıları konumlarından ve içinde yer aldıkları bağlamlardan koparır, bağımsızlaştırır.
Bu mekânları sadece küresel dünyanın tanımladığı kavramlar üzerinden açıklanabilir hale getirir. Böylelikle “yer” ve “yer-değil” ayrımına, anlam sorununa yepyeni bir bakış açısı kazandırır.
Baudelaire’den “…şarkı söyleyen ve gevezelik eden atölye/ Bacaları ve çan kuleleri, kentin bu direkleri/ ve sonsuzluğun rüyasını gördüren büyük gökler” alıntısıyla “modernite”nin yükselişteki gösterisi olarak paylaşır.
Günümüzde yer-değillerin müdavimi olmak kimsesiz bireyselliğe talip olmaktan başka bir şey değildir.