‘Bu ülkeye hizmet eden buralıdır’
Milliyetçi çevrelerde Ziya Gökalp sonrasında önemli bir isim olarak Cumhuriyet dönemi Türk düşünce hayatında yer edinen Remzi Oğuz Arık, Batılılaşma çabalarının sürdüğü ve İmparatorluğu ayakta tutmak için çarelerin arandığı bir dönemde dünyaya gelmiş bir isim. Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılışına ve yeni Cumhuriyetin kuruluşuna şahit olmakla birlikte Cumhuriyetin kuruluş yıllarında çeşitli ilkokul, ortaokul ve liselerde, yurtdışı eğitimi sonrasında da üniversitede önemli görevler üstlenmiş. Arkeoloji alanında, sahada önemli kazılar yönetmiş, ulusal ve uluslararası düzeyde yayınlar yapmış. Özellikle erken Cumhuriyet döneminde “Anadoluculuk” olarak adlandırılan akımın öncülerinden biri olarak görüşleri ile siyasette yer almış.
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş dönemindeki Türk ve Türklük düşüncesinin kurumsallaşmasına dair önemli bir isim olan Remzi Oğuz Arık, geçtiğimiz günlerde Ketebe Yayınları arasında okuyucuyla buluşan “Remzi Oğuz Arık, Arkeoloji, Milliyetçilik ve Köy” kitabı ile anılıyor. Kitapta, Arık’ın hayat hikâyesinden arkeoloji alanındaki çalışmalarına; Anadolucu Milliyetçi köy anlayışından Türkiye Köylü Partisi serüvenine değin bilgilerle okuruna geniş bir monografi sunuluyor. Kitabın yazarı Salih Ünüvar, Arık’ın Türkiye için çabalayan, bu ülkenin meselelerini dert edinen insanlara çözüm yollarını gösteren fikirler ve eserler bırakmış olduğunu ifade ediyor ve “Ben de naçizane onun hayatını, bugün göz ardı edildiğini düşündüğüm arkeolojideki kurucu rolünü, Anadolucu-köycü milliyetçilik anlayışını bu eserle ifade etmeye çalıştım. Bugün ülkemiz için de kısır tartışmalardan çıkıp, Türkiye’yi benimseyen ve bu memleketin insanlarının hayat şartlarını iyileştirmek için çaba sarf eden bir anlayış gerekiyor kanaatindeyim” diyor.
ARKEOLOJİNİN YERELLEŞMESİ İÇİN ÇALIŞTI
*“Remzi Oğuz Arık, Arkeoloji, Milliyetçilik ve Köy” kitabı yüksek lisans tezinizin kitaplaştırılması ile ortaya çıkmış. Lisansüstü çalışmalarınızda sizi Remzi Oğuz Arık üzerine çalışmaya yönlendiren neydi?
Muhtemel tez konularımdan birisi Cumhuriyet sonrası yurt dışı eğitimdi. Ayrıca Türk sosyolojisi, Türk düşüncesi ile yakından ilgilenmeye ve uzmanlaşmaya yönelmiştim. Remzi Oğuz Arık ise Cumhuriyet sonrasında arkeoloji alanında yurt dışına eğitim için gönderilen ilk kişiydi. Milliyetçi çevrelerde Ziya Gökalp sonrasında önemli bir isim olarak görülmekteydi. Benim ilgilerim ile Remzi Oğuz Arık Bey’in hayat hikâyesi kesişince onun üzerine çalışmaya karar verdim. Ayrıca benim de Arık gibi Adana Kozan doğumlu olmamın da bir başka etken olduğunu söyleyebilirim.
*Arık, aldığı eğitim ile Osman Hamdi Bey’den sonra arkeoloji alanında yetişmiş mühim bir isim olarak ülkeye kendi isteğiyle dönmüş. Arkeoloji alanındaki çalışmaları hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Evet, Paris’te iken Mustafa Kemal’in tahsilini devam ettirmesi talebine karşın, bu alandaki faaliyetleri yabancılardan devralmak isteğiyle Türkiye’ye dönüyor. 1931’den itibaren Alişar, Karalar, Göllüdağ, Turuva, Alacahöyük, Alaattin Tepe ve Bitik başta olmak üzere birçok kazıda görev almış. Bunlara dair hem Türkçe hem de Fransızca yayınları var. Özellikle Alacahöyük üzerine çalışmaları halen arkeoloji camiasında örnek gösterilen kaynak metinlerdendir. Ayrıca Arık’ın bu faaliyetlerini ve Türk arkeolojisindeki gelişmeleri Oslo, Kahire, Oxford, Kopenhag, Atina gibi birçok uluslararası kongrede dünyaya tanıttığını görmekteyiz. 1939’da ise Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde bu alanda ders vermeye başlamış ve idarecilik görevleri de üstlenmiş. Ekrem Akurgal, Sedat Alp, Tahsin Özgüç gibi alanın önemli isimlerinin onun öğrencisi olduklarını ifade etmekte yarar var. Bu yönüyle Arık, Türkiye’de yabancıların tekelindeki arkeoloji faaliyetlerinin yerlileşmesinde, arkeolojinin Türk üniversitesinde kurulmasında ve kurumlaşmasında öncü ve kurucu isimdir.
TÜRKİYE’Yİ BENİMSEYEN ANADOLULUDUR
*Arık’ın Anadolu hakkındaki düşüncelerinin de ilk olarak Paris’te eğitim aldığı yıllarda filizlendiğini görüyoruz. “Anadoluculuk” düşüncesini biraz anlatır mısınız?
Anadolu coğrafyasına farklı yaklaşımları içine alan bu görüşün genel bir adlandırma ve Cumhuriyet’in yeni bir tarih, millet ve kimlik tercihinin sonucu olarak ortaya çıktığını söyleyebiliriz. Ancak Millet veya Hareket gibi dergilerde karşımıza çıkan haliyle, 1071 Anadoluculuk için bir milat ve buranın Türk yurdu olması için önemli bir kırılma noktasıdır. Anadolucular da aslında daha önce Turancılık gibi geniş ideallerdense Anadolu’yu, somut bir vatanı temel alarak bir siyaset geliştirme arayışındalar. Hatta Arık Osmanlıcılık, İslamcılık gibi fikir akımlarının Anadolu’yu merkeze almadığı için başarısız olduğunu öne sürer. Remzi Oğuz Bey’in iki oğlu var. Küçük oğlu Prof. Dr. İsmail Alev Arık Bey İstanbul Psikoloji’de yıllarca Hocalık ve Bölüm Başkanlığı yapmış bir isim. Geçtiğimiz günlerde Arık’ın sanat tarihi alanının Türkiye’de önemli isimlerinden büyük oğlu Prof. Dr. Mehmet Oluş Arık ve eşi Prof. Dr. Rüçhak Arık Hocaları ziyaret ettim. Anadoluculuk ile Arık’ın ne kastettiğini ise oğlu Oluş Bey şöyle açıklıyor: “Babama sen Anadolucuymuşsun diye sorduğum zaman: “Yahu Anadolu esas parçası bu memleketin, esas nüfusu burada; işte burayı bura yapan insanlar burada, bu gerçeği görmek lazım. Ama benim öyle fazla bir davam da yok. Bu memlekete hizmet eden, bu memleketi benimseyen buralıdır.” Bu ifadede Arık’ın millet ve milliyetçilik anlayışı bir arada görebiliriz. Türkiye’yi benimsemek ve bu memleketin daha iyi bir konuma gelmesini istemek, bunun için çaba sarf etmek.
*Arık’ın Türkçülük’e bakışını Ziya Gökalp ile karşılaştırdığımızda neler söyleyebiliriz? Aralarındaki ortaklık ve farklılıklar sizce nelerdi?
Arık’ın öncelikle millet tanımına bakarsak, soy aslına dayanan kültür birliği diyor. Ancak Türk soyundan gelmeyen insanlara Türklüğü yasaklamayı doğru bulmuyor. Ortak kültür, ortak tarih vurgusu öne çıkıyor. Arık’a göre milliyetçilik ise “Milletini sevmek ve onun örnek millet haline yükselmesini istemek, bu yolda elinden gelen bütün hizmetleri esirgememek!” şeklindedir. Bu milletin fertlerinin iyi şartlara sahip olmasını, ülkenin ilerlemesini istiyor. Bu noktada milletin bir arada kalmasının ve birliğini sürdürmesinin yolunun da milliyetçilik ideolojisinden geçtiğine inanıyor.
Arık’ın milliyetçiliği açıklarken kullandığı millete ve milliyetçiye ilerleme imkânı sunan “dinamik unsurlar” tanımı ile Gökalp’in hars-medeniyet kuramındaki medeniyet tanımı benzerdir. Ayrıca, ikisinin millet ve milliyetçilik tanımları–milleti ırka indirgemeden kültürel bir bütün olarak kavramaları ve milliyetçiliği milleti yükseltmekten geçirmeleri açılarından– ortaktır.
Arık’ın Gökalp için üzerinde durduğu husus Gökalp’in görüşlerini imparatorluğun şartları içerisinde geliştirmesidir. Gökalp’in Türkçülüğünün siyasette ve ilimde Turancı olmasındansa, Türkiyeci olması gerektiğini vurgular. Gökalp’e yönelttiği asıl eleştiri ise, İmparatorluğu kuran ve sürdüren öz Türk kütlesini merkeze alan bir anlayış geliştirememesidir.
KAYBI MİLLİYETÇİLİK SAFHASINDA BİR GEDİK
*Arkeologluğu, akademisyenliği, yazarlığı ve müze müdürlüğünün yanında Arık’ın bir de siyasi kişiliği ve kurduğu “Türkiye Köylü Partisi” var. Siyasete girmesinin nedeni nedir?
Arık, mesleği itibariyle müzecilikte ve üniversite hayatında fikirleri ve projeleri olan birisi. 1939’da girdiği üniversiteden 1942’de ayrılmak zorunda bırakılıyor. Kafasında köye, üniversite ve eğitime yönelik hedefleri olan bir isim. Bunları hayata geçirmek isterken de önüne engeller çıkıyor, bu engelleri aşmak için de siyasete girmeyi tercih etmiştir diyebiliriz. Onun siyaset tanımı da “Siyaset… Siyaset! Onu ötekinin berikinin ayağına karpuz koymak zannedenler ne kadar aldanıyorlar! Siyaset, bir topluluğun kaderi üstünde durmak, ona müsbet yönler vermek, hizmet etmek, o topluluğun kaderini mesut bir neticeye ulaştırmak endişesi ile harekette bulunmaktır” şeklinde. Bu sözler onun idealizmini yansıtıyor.
Son olarak Arık’ın vefatı aynı zamanda Türk sivil havacılık tarihinin ilk kazası. Bu konu hakkında neler biliyoruz?
Kazada, uçakta bulunan yirmi yolcu ve beş mürettebat hayatını kaybetmiş. Hayatını kaybedenler arasında Remzi Oğuz Arık’ın yanı sıra, Arık’ın yeğeni Orhan Arık ve Adana’da bir duruşmadan dönen Demokrat Parti Milletvekili Av. Salaman Adato da bulunuyor. Uçak Adana’dan Ankara’ya giderken Adana-Kurttepe civarına düşüyor. Hüseyin Nihal Atsız Arık’ın ölümü ardından yazdığı yazıda “… Velhasıl kaza mı, ihmal mi, suikast mı her ne ise, onu bizden ayıran sebep milliyetçilik safında büyük bir gedik açmıştır” diyor. Uçağın infilak sebebi kaza olarak resmî kayıtlarda yer alsa da basın sabotaj ihtimali üzerinde durmuştur. Ancak bu tür kazalar için her zaman çeşitli varsayımlar söz konusu olmuştur. Kaza dışındaki bir söylem için elimizde yeterli kanıt bulunmuyor.