Ayağa kalk!Sanık: Sezai Karakoç
Düşünce, fikir ve edebiyat dünyamızın temel taşlarından biri olan Sezai Karakoç, öğrencilik yıllarından itibaren inandığı fikir istikametinde yazıp çizmeye devam etti. Çıkardığı, kitap, dergi ve gazete yüzünden de defalarca hakim karşısına çıktı, yazılarından dolayı ceza aldı. Geçtiğimiz aylarda okurla buluşan Söz ve Fikir Mahkeme Karşısında/Sezai Karakoç Yargılanmaları kitabı aynı zamanda hakim olan Cavit Marancı tarafından kaleme alındı. Marancı, lise yıllarından itibaren en yakın arkadaşından sık sık adını duyduğu Sezai Karakoç’u merak eder ve yıllar sonra tayini İstanbul Adliyesi’ne çıkınca bir gün mesai sonrası Karakoç’un Cağaloğlu’ndaki yazıhanesine ‘kitap alma bahanesiyle’ gider. Tanışma sırasında Marancı, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde görevli hakim olduğunu söyleyince Sezai Karakoç da 1971 yılında o mahkemede yargılanıp ceza aldığını ifade eder. Bu tanışmanın ardından da hakim Marancı, Karakoç’un 1971 yılında yargılandığı dosyayı mahkemenin arşivden bulmak ister. Ancak İbrahim Paşa Sarayı’nın altına denk gelen arşivde binlerce belge arasında böyle bir dosyayı bulması mümkün olmaz ancak bu belgeyi ararken diğer mahkeme kararlarına ulaşır.
ZİYARETİNE GİDİP SOHBET EDER
İlk tanışmada Karakoç’un mütevazılığından çok etkilenen Marancı iş çıkışı Karakoç’un yanına uğramaya ve zaman içinde onun dostlarıyla dost olmaya başlar. Bu dostlarından birisi de uzun yıllar Cağaloğlu’nda kitapçılık yapan Abdullah Işıklar’dır. Cavit Marancı’nın kitabı ağırlıklı olarak Karakoç’un yargılandığı davalara ayrılmış. Marancı Karakoç’la aralarında geçen sohbetlerden notları okurla paylaşıyor. Karakoç, Hatıralar kitabında bu davalardan bahsetse de bu defa bir hakimin gözünden davaları belgeler ışığında okuyoruz. Bilindiği gibi Karakoç, 1960 darbesinden önce çıkarıp darbeden sonra ara verdiği Diriliş dergisine 1966 yılından itibaren yeniden devam eder. Karakoç buradaki baş yazılarını da İslamın Dirilişi ve Yazılar adıyla iki kitap olarak okurla buluşturur. Ancak iki esere de o dönem yürürlükte bulunan TCK’nın 163. Maddesine aykırı bulunarak iki ayrı dava açılır ve hakkında toplatma kararı olmadığı halde eserleri toplatılır. Karakoç bu dönemde Diriliş dergisini kapatır ve maddi olarak da sıkıntılı günler geçirir.
‘BU DEVEYİ GÜTMEM BU DİYARDAN GİTMEM’
Kitapları hakkında 1969 yılında beraat kararı verilse de Yargıtay tarafından bu karar bozulur. 1971 yılında bu defa İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi 1 yıl 11 ay 10 gün hapis, 3. Ağır Ceza ise altı ay hapis cezası verip bunu paraya çevirerek erteleme kararı alır. Bu kararın orijinal metni ise kitapta yer alıyor. Sezai Karakoç o dönemi anlatırken tarihçi Osman Turan ve gazeteci Ömer Öztürkmen dışında kimsenin yanında kalmadığını, yalnız bırakıldığını söyler. Kitapta Marancı, Karakoç’tan dinlediği bir anıyı da okurla paylaşıyor: Karakoç Dördüncü Ağır Ceza’dan 1 yıl 11 ay 10 gün ceza alınca temyiz başvurusu için gazeteci arkadaşı Ömer Öztürkmen ile birlikte Ankara’ya gidip ceza avukatının yanına varıyor. Durumu anlatıyorlar. Avukat onları dinledikten sonra daktiloda Yargıtay’a hitaben Karakoç’un ağzından bir dilekçe yazıp uzatıyor. Dilekçede geçen ifadelere katılmadığını söyleyen Karakoç avukatın “Bunu imzalarsan kurtulma ümidin olabilir” demesine rağmen imzalamayı reddeder. O sırada odada misafir olarak bulunan 27 Mayıs darbesinin komitacı subaylarından olan Orhan Kabibay kendinden emin ve üstenci bir tavırla, “Başka yolu yok, ya bu deve güdülecek ya bu diyardan gidilecek” deyince Karakoç dayanamaz ve şöyle der: “Valla deveyi belki tek başıma güdemem ama bu diyardan da gidemem! Benim de vatanım!” Böylece bürodan eli boş olarak dönerler.
BİLİRKİŞİ ZEKİ VELİDİ TOGAN
Marancı’nın kitapta paylaştığı bir başka bilgi ise Karakoç’a dava açıldığı zaman kitaplarını okuması için oluşturulan bilirkişi heyetiyle ilgili. Üçüncü Ağır Ceza tarafından Sahir Erman, İlhan Akın ve Kayıhan İçel bilirkişi olarak seçiliyor. Ancak Kayıhan İçel yurt dışında olduğu için yerine Zeki Velidi Togan atanıyor. Sanıkla bilirkişi heyeti yüz yüze bir görüşme gerçekleştiriyor. Bu görüşme sonrası iki bilirkişi raporlarını hazırladıklarını belirtirken Zeki Velidi Togan “Hayır önce kitapları okumalıyım” diyor ve aylar sonra “suç unsuru oluşmaz” yazılı mütalaasını Afganistan’tan gönderiyor. Diğerleri de bu ifadeyi “suç olmayabilir” şeklinde yumuşatarak mahkemeye sunuyor. Marancı bu davaların iddianamelerine ulaşamamış. Bunun sebebini tüm arşivin o dönem muhtemelen 1974 yılında çıkan af kanunuyla birlikte SEKA’ya gönderilmesine bağlıyor. Ancak mahkemelerin mahkumiyet ve Yargıtay’ın bozma kararı örneklerine ulaşan Marancı, gerekçeli karardan yola çıkarak verilen kararı hukuki açıdan da değerlendiriyor ve bazı eleştiriler getiriyor kitabında. Sonunda da şunları söylüyor: “Şimdi artık suç olmaktan çıkarılmış olan Sezai Karakoç yargılanmalarını o günün şartlarında bizzat yaşayan ve yargılayan vicdan sahibi hakimlerin ne iç hesaplaşmalar yaşadıklarını tahmin etmek hiç te zor olmasa gerek.”
Bunu söylerken de o gün mahkeme salonunda karara itiraz eden muhalif üye Nedime Nişova’yı da vicdanının sesini dinleyen bir adalet eri olarak sevgiyle analım.