Konteynerde yeni bir yaşam
Hatay doğumlu Nede Hocaoğlu, Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat 2023 depremlerinden önce yazmaya başladığı “Renkli Evin Süper Kahramanları” adlı kitabını, deprem sonrası Antakya’daki konteyner kentte tamamlamış. Depremin ardından konteyner kentte çocuklara gönüllü eğitmenlik yapmaya başlayan Hocaoğlu, kent yönetimiyle birlikte kurduğu kütüphane sayesinde çocukların kitaplara daha kolay erişmesini sağlamış. Yarım kalan hikâyesini konteyner kentin zorlu koşullarında sürdüren Hocaoğlu, depremden önce başladığı kitabının ismini, yaşadığı bu süreçten ilham alarak değiştirmiş. İlk Genç Timaş etiketiyle yayımlanan kitap, Selin isimli bir çocuğun gizemli ve renkli bir eve duyduğu merakla başlayan, cesaret ve umudu keşfettiği hikâyesini anlatıyor. Hocaoğlu ile konteyner kentte yaşamın zorluklarını, yazma sürecini ve kitabını konuştuk.
Konteyner kentteki insanlarla ortak bir acı etrafında toplandık
Hatay’da, deprem sonrasında konteyner kentte yaşamaya devam ettiniz. Bu süreçte konteyner kentteki yaşam koşulları yazma sürecinizi nasıl etkiledi?
Kitabımı depremden kısa bir süre önce yazmaya başlamıştım. Fakat araya deprem süreci girince yazma sürecim bitmişti. Depremden sonra kurulan konteyner kentlerden birine görevlendirildim. Kent yönetimine bir kütüphane kurduk. Çocukların kitaplara daha kolay erişebileceği bir alan yaratmıştık. Orada ders çalışabiliyor ve kitap okuyabiliyordu. Onlara derslerinde yardım ederken aynı zamanda bana yazmam için ilham olmuşlardı. Kararlıydım. Depremden önce yazmaya başladığım kitabın ismini değiştirmekle başladım. O artık Renkli Evin Süper Kahramanları olacaktı.
Konteyner kentteki yaşam koşulları ve afetin etkileri, yazdığınız kitapta nasıl bir yansıma buldu?
Yeni bir yaşam biçimine göre şekilleniyorduk. Evlerimiz küçülmüştü. İmkânlarımız kısıtlıydı. Tercihlerimizden çok elimizdekine mecburduk. Zamanla konteyner kentteki diğer insanlarla ortak bir acı etrafında toplandığımızı öğrendik. Birlikte el ele kök salmaya devam ediyorduk. Renkli Evin Süper Kahramanları’ydık artık. Her gün içinde bulunduğumuz psikolojik durumları şekillendirerek yazıyordum. Arkadaşlığı, dayanışmayı, umut etmeyi işliyordum defterime. Kimimiz Selin’di yeni hayatına alışmaya çalışan, kimimiz Güneş’ti akülü sandalyesinde umutla dans eden, kimimiz de Yaşar’dı aslında bizi her fırsatta neşelendiren.
İyiliği keşfetmek içlerindeki kahramanı cesaretlendiriyor
Selin’in hikâyesi, korkularını kabul ederek cesaret bulması üzerine kurulu. Bu süreci bir süper kahramanın yolculuğu gibi anlatıyorsunuz. Genç okurlar, bu hikâyede hangi duygusal dönüşümü en çok hissedecekler?
Herkes kendi korkularının süper kahramanıdır. Korku çok doğal bir duygudur. Zaman zaman korkabiliriz. Korkularımızın boyutu ve türü de çok farklı olabilir. Hepimiz birer Selin olabiliriz, korkabiliriz. Önemli olan korkularımızla yüzleşirken; kaybetme, kazanma dengesinde değil de bu zorlu süreçle nasıl başa çıktığımızdır. Selin korkularını betimleyerek kendi kendini eğlendirerek ve en önemlisi arkadaşlarının desteğini alarak atlatmaya çalışıyor. Kimseyi incitmeden, kendini önemseyerek baş etmeye çalışıyor. İyi bir sabır ve nezaket bunun tamamlayıcısı olacaktır.
Kitabınızda dostluk ve dayanışmanın gücü vurgulanırken, Selin, Güneş ve Yaşar arasındaki arkadaşlık ilişkisi gizemli bir ev tarafında gelişen olaylarla birleşiyor. Neler söylemek istersiniz?
Selin, Güneş ve Yaşar, gerçek dostluğun ve dayanışmanın karşımıza çıkan zorlukları aşmada ne kadar önemli olduğunu hatırlatıyor. Küçük yüreklerde menfaatin yersiz, sevginin baki olduğunu öğreniyoruz. Kendimiz olduğumuz vakit çevremizdeki güzellikleri görmeyi de mümkün kılıyor. Doğanın kusursuzluğunu, hayvan dostlarımızın masumiyetini ve onlarla bir bütün olduğumuz bilincini aşılıyor. Kahramanlarımın doğaya olan duyarlılıkları onları geliştirirken aynı zamanda kendilerini eğlenceli bir macera içinde buluyorlar. İyiliği keşfetmek içlerindeki kahramanı cesaretlendiriyor.
Filistin halkının mücadelesine sadakat